Biraz da koyun gibi bakın şu hayata.


Ağustos 05, 2012

Biletix Rezaleti


Süper Lig'de oynayan tek bir takımı bile olmayan İzmir'de Galatasaray, Lazio ile hazırlık maçı oynadı. Galatasaray'a hasret binlerce taraftar biletini "internet" üzerinden aldı ve beklemeye başladı heyecanla.

İnternet biletinin ayriyetten  tekrar bir perakende satış noktasından ya da staddaki biletix gişesinden alınması gibi bir uygulamaya tamam dedik, sıkıntı olmaz. Hemen arkasından bütün biletix perakende satış noktalarından bilet alınamayacağını öğrendik. Kockoca İzmir'de bir tek Bornova'daki Palme Kitabevi biletleri basıyordu. Ama saçmalıklar silsilesi bu ya, saat 19.00'da gittiğimiz (iş çıkışı olması sebebiyle) kitabevinde bilet kalmadığını, biletimizin basılamayacağını öğrendik. Sabrettik, yarın geliriz dedik. Ertesi gün 500 kişilik bir kuyruk 10 saat bilet için bekledi, yine alamadık. Maç gününe kaldı işimiz, alırız,sıkıntı olmaz dedik.

Maç sabahında erkenden kalktık hazırlandık, 22.00'daki maç için 14.00'da staddaydık. Kuyruğa girdik ki 350 kişi önümüzdeydi.  Koskoca 51295 kişi kapasiteli İzmir Atatürk Stadyumu'nda sadece 1 biletix gişesinin olması hayrete düşürdü hepimizi. Tamam, sıra gelir elbet, hızlı çalışıyorlardır diyerek kendimizi teselli ettik, motive ettik ama 6 saat o kuyruk bitmedi.

Bu arada gidip çalışma şekillerine bakalım dedik. 3 kişi bir bilet için çalışıyordu. Biri kredi kartını diğeri kimliği kontrol ediyor öteki de basılıp zarflara konulmuş biletlerden isimle bilet arıyordu! Bunu gördükten sonra sinirler iyice gerildi. 6 saatin sonunda tam kuyrukta bize sıra gelmişken şuursuz bir biletix çalışanı gişenin tepesine çıkıp 4-5 zarfı insanlara atmaya başladı. O an işler çığırından çıktı. 3-4 taraftar gişedekileri sıkıştırdı ve içerdekiler ellerindeki zarfları bu arkadaşlara verip gittiler. İnsanlar bilet almak için birbirini ezdi. Biletleri alanlar giriş kuyruğuna geçti alamayanlar sağa sola anlamsızca bakınıp durdular.

Organizasyon işinden zerre anlamadığına kanaat getirdiğim AMATÖR biletix sayesinde insanlar maça giremediler. Biletini alanlar da kapıların geç açılması nedeniyle maçta santrayı göremediler.

Biletixin bu rezilliğinin yanı sıra güvenlik güçlerinin fosluğuna da değinmek gerek. Sürekli uyarıp kuyrukta düzeni sağlayın dememize rağmen aldığımız cevap "yesinler birbirlerini" oldu! Biletix taraftarı tahrik etti polis olayları seyretti! Böyle bir ortamda hangi bünye sakin kalabilirdi ki?

İzmir'de yaşanan bu rezillikten sonra kesinlikle biletixin mağdur taraftarlara paralarını iade etmesi gerekiyor. Dünkü rezaleti yaşayan hiçbir insan susmamalı, ses çıkarmalı, hakkını aramalı!

Artık maç biletlerini biletixten almak istemiyoruz!!!

Ekim 11, 2010

Aslında




Bıçağın kemiğe dayandığı yerde susmalısın...


Canın ne kadar yanarsa yansın, ne yana dönersen dön yalnızsın aslında...

Bil ve kabul et, hepsi bu.




Ocak 24, 2010

Bir Fanus Var,Sırçadan


En sevdiğim şeydir "kitap". Her kitap ayrı bir dünya,ayrı bir muhteşemlik. Bitanecik meleğimin doğumgünü hediyesini an itibariyle okuyup bitirmiş bulunmaktayım. Sylvia Plath'in Sırça Fanus'undaydım birkaç gündür.Kitabı okurken kahramanımız Esther'in yerine koydum kendimi,yaşadıklarını aynı şiddetiyle yaşamaya,hissetmeye çalıştım. Bu nedenledir ki çok uyudum,depresyon moduna girdim,çok az insanla konuştum. Evet,akıllı olmadığımı anlamış olmanız gerekiyordu:)


Kendi hayatını anlattığı bu enfes kitapta çok usta bir teknik kullanmış Plath. İnsanın kendini kaptırmaması elde değil. Yaşanmışlıkların anlatıldığı kitaplar,filmler oldum olası cezbetmiştir beni.


Esther,içindeki dehlizde yavaş yavaş boğuluyor,ölümü istiyor,deniyor,olmuyor. Bir yazar olmayı düşlerken akıl hastanelerinin müdavimi oluyor. Yazamıyor,uyuyamıyor,okuyamıyor. Yeniden varolmaya hazır oluyor ve mücadelesine başlıyor.Sonrası...


Patlama noktasında olan Esther'de kendimi buldum biraz. O duygularını bastırdığı için,bense duygularımı asla bastıramadığım için o noktaya geldim. Ölümü istemedim onun gibi ama duyguların şiddeti benzerdi. Onun sırça fanusunun bir benzerinde yaşadım uzunca zaman. O,fanustan çıkmak istemezken ben çıkmak için ölesiye çabalıyordum. Nefes alamaz duruma geldiğimde gözlerimi kapatıp bir gün o lanet şeyin kırılacağını düşünüyordum. Kırmadım,hep sakladım o laneti. Her kırıldığımda içine girdim,kapattım kendimi oraya...Ama gün geldi,fanus kırıldı. Kendimi bir yerlere hapsetmemeye karar verdim artık. O zaman "koyun" oldum işte. (tarihini merak ettiniz biliyorum ama cık,söylemem:)


Sylvia Plath bir şekilde kırdı o fanusu ama gün gelip fanusuna geri dönmek istedi,bulamadı. Ölüme gitti...Dilerim bir gün ben de fanusumu tekrar aramam...
(Çok önemli not,bu yazı 5 Ocak tarihinde yazılmış olup elde olmayan sebeplerden bugün yayınlanmıştır)

Aralık 22, 2009

Açtık Gözlerimizi


*Hayata koyun gibi bakmak,onu olduğu gibi kabul etmek aslında.Yani üzülücem diye korkup kaçmamak,getirdikleriyle götürdüklerine eyvallah demek işte.Koyun gibi bakıyorum ben hayata uzun zamandır.E bunları da artık yazayım dedim.Saçmalıklarımı güzel savururum aman dikkat:P

*Öncelikle belirteyim hayata dair hiçbir öğüdüm yok.Yok şöyle yaparsanız böyle olur,yok böyle yaparsanız şöyle olur.O çeşit bloglardan çokcana var.Güldüğüm,üzüldüğüm,sevindiğim,ağladığım her bi şey ahanda burda yazıcak.Kendimi açık edicem işte haydin hayırlısı.E selamün aleyküm babında bu saçmalığımı yazdığım halde otlanmaya gidebilirim o vakit.